İçimizdeki Şeytan - Sabahattin Ali PDF - Özet - Ucuz Satın Al


İçimizdeki Şeytan - Sabahattin Ali PDF - Özet - Ucuz Satın Al
İçimizdeki Şeytan - Sabahattin Ali PDF - Özet - Ucuz Satın Al






Ücretsiz e-kitap indirme sitemiz ile kitapların 24 saatlik ücretsiz deneme sürümünü indirebilirsiniz. Kitapları beğendikten sonra en yakın kirtasiyeden satın alabilirsiniz ya da online kitap mağazalarından satın alabilirsiniz. Okumak yeni dünyaları keşfetmektir, e-kitapdrive da bu yolda bir araçtır. Bilgi dolu havuzlarda boğulmak umuduyla....


{tocify} $title={İçindekiler}


İlk Birkaç Sayfa



:
Belki de İktidardaki Şeytan
1960'ların sonlarına doğru Sabahattin Ali'yi nihayet
okuyabilmiştim. Ama bu okumaların geçmişe uzanan bir
macerası vardı.
Daha Galatasaray Lisesi'nde ortaokul öğrencisiyken yakın
dönem Türk edebiyatı yazarlarının eserlerini büyük bir
tutkuyla okuyordum. Başlangıç talihliydi; çünkü halka kitap
okumayı sevdirten yazarların romanlarıyla başlamıştım.
Kerime Nadimi Esat Mahmut, Ethem İzzet Benice'yi
Muazzez Tahsin Berkand takip etmişti.
Önce Reşat Nuri büyüledi beni. Çalıkuşu'nu, Dudaktan
Kalbe'yi ve Akşam Güneşi'ni derin hayranlık duyarak
okudum. Sonra Halide Edip ve Yakup Kadri. Uzayıp gider
liste.
Okumak mutluluk verdikçe, hem dünya edebiyatının hem
Türk edebiyatının yazarlarına kavuştukça ufkum genişliyordu.
Romanın yanı sıra öykü; öyküden bir zaman sonra da şiir.
Bütün bu süreçte Sabahattin Ali adını nereden işitmişsem
işitmiştim. Eserlerini bulmak olanaksızdı. Bana, Sabahattin
Ali'nin tıpkı Nâzım Hikmet gibi memlekete zararlı bir insan
olduğunu söylediler. Kimler söylemişti, tam çıkaramıyorum.
Yalnız, 'memlekete zararlılığın' boyutu kişiden kişiye
değişmiş olmalı ki, Sabahattin Ali'yi bazan 'vatan haini',
bazan 'vatan haini bir komünist' falan gibisinden
damgalanışlarla tanımıştım.
Nâzım Hikmet konusunda zaten ürperti verici bir anım
vardı. Ada, Her Yalnızlık Gibi'de yazdım: Galatasaray

Lisesi'nin büyük konferans salonunda toplanılmış; Nâzım
Hikmet’in şiirlerini okuyan bir öğrenciyi ihbar ettiği için bir
başka öğrenciye ödül verilmiş, artık uydurmuyorsam,
madalya gibi bir şey takılmıştı..
Bu olay, sebebini bilmeksizin ve çözemeksizin, bende tuhaf
bir iğrenti uyandırmıştı. Nâzım Hikmet'ten tek dize
okumamıştım. Bununla birlikte, çok genç yaştaki bir insanın
şiir okumak yüzünden okuldan atılmasını bir türlü
anlayamıyordum. Kitapları yasaklanmış, artık basılmayan
Sabahattin Ali'yi okumak da aynı belalara yol açabilirdi
elbette. Gelgeldim merak her zaman öne geçer.
Annemin ailesi Kadıköylüydü. Sabahattin Ali yazları
Moda'da bir yaz otelinde kalırmış, eşi ve kızıyla birlikte.
Annem, eşinin çok güzel bir kadın olduğunu hatırlıyordu.
Sabahattin Ali biraz mağrur, enikonu soğuk tavirlıymış.
Annem başka şeyler de hatırlıyordu. Korka korka, hep de
hayal meyal hatırlanan bu şeyler arasında, aylarca sürmüş
duruşmalar, Ankara’daki gençlik gösterileri, adı yine
ürkülerek söylenen Atsız diye bir başka yazar, Marko Paşa
diye bir gazete, hikâyesi meçhul bir ölüm sözkonusuydu.
Bildiklerini, hatırladıklarını benimle paylaşan annem, hele
serüvenin sonunda ölümle yüz yüze gelindiğinde, 1984'ün bir
roman kişisi gibi kaygılarla donanır, bunları unutmamı ister,
bunları kimseye söylememek gerektiğini defalarca tembih
ederdi.
Tam bu lise yıllarımda beklenmedik bir şey oldu, Varlık
Yayınevi Sabahattin Ali'yle Sait Faik'in "Bütün Eserleri"ni
yayımlamaya koyuldu.

"Bütün Eserleri" başlığı bile bizim kuşak için... en azından
benim için yepyeni bir adlandırıştı. Her nedense, Fransız
yazarlarının öylesi basımları olabileceğini düşünmüşüm.
Edebiyatımızın iki usta yazarı da şimdi “Bütün Eserleri"yle
okura sunuluyordu.
Artık Atatürk Erkek Lisesi'ndeydim.
edebiyatsever olan öğretmenimiz Bakiye Ramazanoğlu sınıfta
"Mahalle Kahvesi" hikâyesini okudu. Birdenbire Sait Faik'e
vuruldum. "Mahalle Kahvesi" o güne kadar okuduğum
hikâyelerin çok dışındaydı.
Gerçek bir
Gerçi yenilikçi edebiyattan Oktay Akbal, Necati Cumalı,
Sabahattin Kudret Aksal gibi değerli yazarlarımıza yabancı
değildim. Ama "Mahalle Kahvesi"nde tam da özüne
varamadığım derin ürpertiler gezinip duruyor, günler geçtiği
halde hikâyenin etkisinden çıkamıyordum...
Bakiye Hanım, Sabahattin Ali'yi de "mutlaka" okumamız
gerektiğini söylemişti.
1960 sonrasının görece özgürlük ortamında, yabana
atılamayacak cesaretle, Yaşar
Yayınevi'nde Sabahattin Ali'yi yayımlamayı göze almıştı. O
gün üzerinde hiç durmadığım bu cesaret, şimdi geçmişe
dönüp bakınca şaşırtıcı geliyor bana. Üstelik Yaşar Nabi'nin
adıyla birlikte 'tutuculuk'tan söz açmayı ille gereksinen kimi
kişileri düşündükçe, andıkça.
Nabi
Nayır,
Varlık
Değirmen, Kağnı, Ses derken Sabahattin Ali'nin bütün
öyküleri beni dergilerde yayımlanan ilk yazılarımdan birine
götürecekti. Bu yazının adını bile hatırlamıyorum bugün. Ne
var ki, Yeni Dergi'de yayımlandığını, nasıl gurur duyduğumu,
ne sevinçlerle donandığımı asla unutmadım.

Fakat hemen eklemem gerekiyor: Sabahattin Ali'nin bütün
öykülerini, öyküsel masallarını okumam Varlık Yayınları'nın
basımları ötesinde bir çabayla olmuştu. 1960'ların görece
özgürlüğünde Sırça Köşk orijinal haliyle yayımlanamamış,
1940'ların baskıcı ortamında mahkûm edilişi göz önünde
tutularak, bazı metinlerin çıkartılması uygun bulunmuştu.
Sırça Köşk'ün aslını sahaftan edinmiştim, nice kaygıyla...
Ya romancı Sabahattin Ali?!
Varlık Yayınları önce Kuyucaklı Yusuf'u yayımlamıştı.
Sabahattin Ali'nin öykülerindeki isyan çığlığı bu romanda
doruğa çıkar. Art arda okuduğum İçimizdeki Şeytan ve Kürk
Mantolu Madonna sadece çığlık açısından Kuyucaklı Yusuf'la
akrabadırlar. Yoksa, bu son ikisi kentsel ortamda geçer ve
Kuyucaklı Yusuf un Anadolu romanına denk ortamından çok
ayrıdırlar.
Tahir Alangu hocamızın Cumhuriyet'ten Sonra Hikâye ve
Roman'da Sabahattin Ali'ye yönelik ilginç eleştirileri var.
Yazarın siyasal mücadelesini pek olumlu karşılamayan
Alangu, mücadelenin yazınsal çabayı, özellikle
dönemlerde, geri plana ittiğini belirtiyor.
son
Ben böyle düşünmüyorum.
O zamanlar, yeniyetmelik yıllarımda, Sabahattin Ali
etrafındaki karanlık söylem, yalnızca etliye sütlüye
karışmayanlarca dile gelmezdi. Bir yandan da, Sabahattin
Ali'yle beş aşağı beş yukarı aynı dünya görüşünü paylaşmış,
bu uğurda hayatlarını harcamayı göze almış kişiler de yazarın
eseri, hatta yaşantısı konusunda ikircikli davranırlardı.

Şimdi burada söz konusu ünlü kişilerin adlarını anmak
istemiyorum. Geçen zaman pek çok acıyı Türkiye'de daha da
bilediğinden, kaygılar, tasalar, kuruntular da birer acı olup
çıkabiliyor. O kişilerin acılarını artık kavrayabiliyorum.
Ama o günlerde şaşırırdım. 1960'ların sonuna doğru
Papirüs dergisinde yayımlanmış bir yazı vardı ki, beni
neredeyse dehşet içinde bırakmıştı. Bu yazıda, Sabahattin
Ali'nin gerçek yaşamöyküsünün kolay kolay yazılamayacağı
ileri sürülüyor; bulanık bir ifadeyle, Sabahattin Ali'deki
gelgitli yaradılışın daima ikili ve ikici bir akış gösterdiği öne
sürülüyordu.
Trajik son, gelgitli yaradılış, düşünce ve davranışlardaki
fırtına... Hepsi de Sabahattin Ali'nin eserinde olanca acısıyla
duyumsanır. Birçok öyküsündeki trajik sonlar, günün birinde
kendi sonu olup çıkmıştır.
herkesi
Gelgelelim
politikasından Sabahattin Ali de nasibini alıyor; trajik sonu
birtakım söylentilerle adeta hafifletiliyordu. Son
yineliyorum: Bu tutuma çok tanıklık ettim...
dönemin
birbirine
kırdırma
kez
Şimdi romanlara dönüyorum.
Sabahattin Ali bence büyük bir romancıdır, tıpkı büyük bir
hikayeci olduğu gibi.
Kuyucaklı Yusuf un olağanüstü bulduğum Anadolu
sahnelerinde hocamız Alangu, "maceralı, şiirli bir aşk
hikâyesine" geçiş için dekor çabası bulur. Kuyucaklı Yusufu,
İçimizdeki Şeytan ve Kürk Mantolu Madonna’dan daha
"gerçekçi" saymakla birlikte, eserde romantizmin ve "halk
romanları"nın izlerini yakalar.

Alangu adeta iz sürüyor:
"Yusuf’un
Edremit'teki arkadaşlarından bahsederken
seçtiği kişilerin bütün canlı özellikleriyle verilişi, esere
gerçekçi bir renk verdiği halde, maceralı, şiirli bir aşk
hikâyesine geçilirken Reşat Nuri ve Ethem İzzet'in Çalıkuşu
(1922) ve Yakılacak Kitap (1927) gibi eserlerinde en tipik
tesirleri açıkça
örneklerini
bulan halk romanlarının
görülmektedir."
Uzunca bir dönem, Türk edebiyatı, aşktan söz açan eserlere
mesafeli bakmayı tercih etmiştir. Kuyucaklı Yusuf da nasibini
alıyor. Oysa Kuyucaklı Yusuf, tıpkı İçimizdeki Şeytan ve Kürk
Mantolu Madonna gibi, edebiyatımızda örneğine az
rastlanılan bir romandır. Burada gerçekçilik, bence, yazarın
kaleme getirdiği iç dünya gözlemlerinde aranmalıdır..
Sabahattin Ali'nin üç romanını da her zaman büyük bir
hayranlıkla okudum. İçimizdeki Şeytan'ı okuduğumda,
romana yönelik eleştirilerin hiçbirini okumamıştım. Bu
yüzden de, Sabahattin Ali'nin "birtakım gerçek kişiler'i
'hedef
aldığını
bilemez,
düşünemezdim.
Sonradan
öğrendiğime göre, İçimizdeki Şeytan'da, Peyami Safa, Atsız
gibi gerçek kişiler ağır ithamlarla yeriliyormuş.
Bu türden sözlerin, söylentilerin geçersizliğini öğrenmek
için de zamana ihtiyacım varmış: Bugün, roman sanatının,
'kurmaca'dan ötesiyle değerlendirilemeyeceğini bildiğimden;
ne Sabahattin Ali'nin eserinde Peyami Safa'yı ya da Atsız'ı
görüyorum, ne de Atsız'ın eserinde Sabahattin Ali'yi. Tam
tersine, hem Atsız'ın hem Sabahattin Ali'nin, gerçek yaşamda
birer trajedi kişisi olduğuna inanıyorum. Dönemin müthiş

baskısında, düşünsel inançları dolayısıyla handiyse cinnete
sürüklenmiş kişiler... Üstelik yalnızca ikisi de değil!..
İçimizdeki Şeytan bu açıdan bir ibret kitabı gibi okunabilir.
Karanlık
siyasetin
insanları
birbirlerine
nasıl
kırdırtabileceğine işaret eden pek çok sayfası vardır. 'Birey'in
gelişmesini asla istemeyen bu siyaset, sürekli gözetim ve
denetim altında tuttuğu sürü'den ayrılmak isteyenlere
inanılmaz kertede merhametsiz davranmıştır.
Romanda Ömer'in "büsbütün başka bir hayat" istemesi
boşuna değildir. Büsbütün başka hayatı Ömer'den esirgeyen
sadece içimizdeki şeytan olabilir mi?
Alangu'nun yürek yakıcı bir saptayımı var:
"Buradaki Yusuf, Kürk Mantolu Madonna'nın târiki
dünyası Râif, İçimizdeki Şeytan'daki Ömer, hepsi bir tek
insandır, 'atını sürüp dağlara doğru gider.' Yarattığı kişilikleri,
sonlan ile sanatçının akıbeti arasında ne derin ve düşündürücü
bir benzerlik var!"
Ömer'in büsbütün başka bir hayat ülküsünü gönlümüzde
hissedinceye kadar öylesi akıbetlerle hep yüz yüze
geleceğiz.
İçimizdeki Şeytan üzerine yazanlar, Ömer'den direnç
beklemişler ve dirençsizliğini çoğu kez Ömer'in karmaşık,
dahası
hastalıklı kişiliğine bağlamışlardır. Buna
da
katılmıyorum. Ömer, içindeki şeytanda, tiranlığı ortadan
kaldıracak "sanatkâr" bir şey aranıp duruyor; nefretlerinde,
suçlamalarında, acılarında ve nihayet yıkılışında, gelecekteki
aydınlığı söylemeye çabalıyordu.


Hakkımızda

Sitemizin kuruluş amacı okuma oranını ve kitap satış oranını artırmaktır. Kitapların belli bir kısmını içeren PDF örnekleriyle birlite satın almaya teşvik etmek için kitabın uygun fiyatlı satın alma linkinde paylaşılmaktadır.  
Eğer bu kitap telif haklarına tabii ise "iletişim" bölümünden ulaşarak kaldırılmasını sağlayabilirsiniz ya da kitabının yayınlanmasını istiyorsan yine iletişim bölümünden ulaşabilirsiniz.

Yazar


Bu kitabın yazarı burada bahsedilmektedir,


Bu kitabın yazarı, İçimizdeki Şeytan - Sabahattin Ali PDF - Özet - Ucuz Satın Al



Ucuz Satın Al


Sizin için sunulan özel indirimli fiyatı kontrol ederek tasarruflu bir şekilde bu kitabı satın alabilirsiniz.


PDF İndir


E-kitap İndir ve Oku 


Anahtar Kelimeler

Google da öne çıkmak için kullanılan kelime listesi:

 E-kitap İndir - PDF kitap indir - Free book list - Uygun fiyatlı Kitap Listesi - kitap indir in - PDF kitap arşiv - Yandex Disk kitap indir - Google Drive Kitap indir - Turbobit Premium kitap indir- ucuz kitap al - tarih kitapları indir 





Yorum Gönder (0)
Daha yeni Daha eski