Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri - Marifetname.pdf.zip


SmartFileUtils:
MARİFETNAME
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Sınırsız hamd, sayısız şükür, ebedî, senâ tek ve benzersiz olan Allah'a olsun. O,
âlemlerin her işini, ezelî ilmiyle takdir edip, belirlemiştir. Cihanın görüntülerini,
bitmez feyziyle tertip edip, tespit eylemiştir. Cihanın gül bahçesini, insan gülünün
kokusuyla süslemiştir. Bütün cihanı insan için, insanı da kendisinin bilinmesi için var
edip; eşyanın hakikatiyle mânâların inceliklerini hep insanda toplayıp, ortaya
çıkarmıştır. İnsan ruhunu,
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri - Marifetname.pdf.zip






MARİFETNAME
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Sınırsız hamd, sayısız şükür, ebedî, senâ tek ve benzersiz olan Allah'a olsun. O,
âlemlerin her işini, ezelî ilmiyle takdir edip, belirlemiştir. Cihanın görüntülerini,
bitmez feyziyle tertip edip, tespit eylemiştir. Cihanın gül bahçesini, insan gülünün
kokusuyla süslemiştir. Bütün cihanı insan için, insanı da kendisinin bilinmesi için var
edip; eşyanın hakikatiyle mânâların inceliklerini hep insanda toplayıp, ortaya
çıkarmıştır. İnsan ruhunu, "Câmi" ismine sûret yapmış, onu emânetlerin yüklenicisi
ve sırların mahalli kılmıştır. Alemin bütününde olan nice bin hikmetine, álimleri
vâkıf eylemiştir. Cihan kitabının her bir harfinden, marifetinin belirtilerini mütalaa
edenleri ârif eyleyip, gönül âlemine dalan kullarını, kendi huzurundaki Kâbe'de
ibadet edici eylemiştir. Salavatların en faziletlisi,
teslimatların en güzeli, kâinatı efendisi, yaratıkların en şereflisi, varlıkların hülasası
Peygamberimiz aleyhissalatüvesselam hazretlerinin en büyük ismine ve akl-i evvel
olan en mükemmel ruhuna olsun ki; O, "Sen olmasaydın, sen olmasaydın felekleri
yaratmazdım," hitabıyle yüceltilmiştir. O, halkı cehalet karanlıklarından, hidayet
nurlarına çıkarmıştır. Kendi nefsini bilen ümmeti, Hak bilgisini bulmuştur. Selam ve
hürmet onun ashabına olsu ki, onlar, sözlerinde, işlerinde, imanlarında ve ahlakın
her hususunda ona uyup, iman nuru ve irfan huzuruyla gönülleri dolmuştur. Allah'ın
rızası, hepsinin üzerine olsun.
tahiyyatların en
mükemmeli,
Bu hakir ve hakiki fakir İbrahim Hakkı, bu kitabı, aziz ve şerif mahdumu Seyyit
Ahmet Naîmî için kaleme alıp, ona hitap eder ki: Allah, seni her iki cihanda aziz etsin.
Öncelikle malum olsun ki, Hak Teala iki cihanı insanoğulları için ve insanoğullarını
da ancak kendisini tanımaları için yarattığını cümleye duyurmuştur. Nitekim lûtuf ve
keremiyle: "Ben gizli bir hazineydim, bilinmeyi sevdim ve beni tanımaları için
varlıkları yarattım," buyurmuştur. Şu halde âlemin ve insanın yaratılmasından nihaî
maksat ve yüce istek, Mevla'nın bilinmesidir. Bu ebedî devlet ve tükenmez saadet, her
şeyden öncedir. Ancak bu, nefsini bilmeye bağlı olup, nefsini bilmek de bedeni
bilmeye dayanır. Bedenin bilinmesi, âlemin bilinmesiyle olur. Alemin bilinmesi ise
hakiki ilimlerledir. Bu sebepden dolayı bir miktar astronomi ve felsefeden alıp
toplayarak, bir miktar anatomi ilminden devşirip seçerek, bir miktar da kalb ilmi ve
irfandan iktibas edip ele alarak, bu güzel kitabı, Türk diline tercüme edip, bir
mukaddime, üç kitap ve bir sonuç üzere telif ve tasnif ettim. Mukaddimesi, genil
bilgisi, dünya ve ahiret âlemlerinin özetidir. İlk kitap, âlemin durumu, eşyanın
ve insan
nefsinin mahiyetidir. Üçüncü kitap, irfana ulaşma keyfiyeti, Allah'a varmanın
hakikatıdır. Sonuç, âdap ve erkân bilgisi, dostların sohbeti, akrabalıklar ve
komşuluklardır. Tertip ve tanzimi böyle yaptım ki, evvela mukaddimeden, açık
iki cihanın
cümlenin
yaratıcısını ve düzenleyicisini bilesin. Büyüklük ve kudretini fikredip düşünesin.
Bundan sonra birinci kitaptan Yaratıcının güzel sanatlarını âlemin ufukları içinde
ayrıntılarıyle seyredip, cihanın sırlarına vâkıf oldukta; âlem insanın kabuğu, insan
âlemin dili olduğunu bilip, cümleden âsûde olasın, kendi kendine gelesin. Bundan
sonra ikinci kitaptan Yaratıcının kudretinin şaşırtıcılığını, kendi cisim ve canında
toplu olarak görüp, büyük âlemde her ne varsa, hepsinin benzerini kendi vücudunda
buldukta; vücudun bir küçük âlem olduğunu bilip, kendi nefsine gelesin. Nefisler
bir
ve görüntülerin tafsilidir. İkinci kitap, şekiller
bilgisi, bedenlerin
terkibi
âyetler ile sabit olan kâinatın acaip durumlarını özet olarak
hallerinin garabetlerini yakinen bildikte; bütün bir itimatla tam itikat
edip,

âleminde, Mevla'yı temaşa kılasın ve kendi ruhunu, vücudunun ikliminin sultanı
bilip, kadr ve kıymetine vâkıf olup, nefsi tanıma mertebesini bulasın; kendi âleminde
sultan olasın. Bundan sonra üçüncü kitaptan kalblerin evirip çeviricisi Allah'ın acaip
ilhamlarını, garip tasarruflarını, zat ve sıfatının kalblere yakınlığı, en büyük âlem olan
gönülde kesin bilgiyle bilip, masivadan (Allah'dan başkalarından) âzat olup, her şeyi
unutup, her şeyi çekip çevirici bir onu buldukta; vahdet, âlemine erip, o tek ve yegâne
Allah'ın birliğini basiretinle katiyetle görüp, Allah'ı tanıma devletine eresin. Allah'a
yakınlığın saadetini kesinlikle bilip, hududunu koruyup kollayarak, Hüda'nın
yaratıklarına sevgi ve şefkatle, kalblerin sevgilisi oldukta; selametle toplumu
gönlünce bulasın. Rahatla âlemin azizi olasın. Çünkü bu kitab-ı şerifte nizam, bu
güzel üslup üzere tamam olup, alıcı gözüyle mütalaa edenleri, Mevla'nın âyetlerinin
hakikatini bildirmiştir. Bu kitabın adı "MARİFETNAME" olup, bitiş tarihi:
Binyüzyetmişe, yetmiştir. (1170 H./1756 M.)
Erzurumlu İbrahim Hakkı'nın ansiklopedisi...(Sabır)
1-BÖLÜM:
İTABIN MUKADDİMESİ
Kur'an âyetleri ve Peygamber hadislerinin bildirdiği şekilde itimat ve itikat olunacak
dinî hususlara ve kesinlikle ihtiyaç ola İslâm bilginlerinin görüşlerine göre; Arş'ın
yaratılışının tertibini, Kürs'ü, Cennetleri, gökleri, yerleri, denizleri, ışıkları, kıyamet
alâmetlerini, kıyametin hal ve durumlarını, cihanın harap oluşunu ve yokoluşunu,
Rahman'a kavuşma âleminin (Ahiretin) ebediliğini dört bölümle tafsil eder.
BİRİNCİ BÖLÜM
Özet olarak âlemin yaratılış tertibini, Arş-1 Azam'ın büyüklüğünün keyfiyetini, Arş'ın
taşıyıcılarını, o muhterem kürenin, çevresinde olan nehirleri, melekleri ve sair
toplulukları ve altında olanr Kürs'ü, Sidre'yi, Levh-i Mahfuz'u ve Kalem'i altı madde
ile beyan eder.
Birinci Madde:
Cihanın yaratıcısının, âlemde olan güzel sanatlarını derin derin
düşünmeye sevkeden açık alâmetleri bildirir.
Ey aziz, malum olsun ki, Hak Teala bu âlemi, varlık ve birliğine alâmet edip, bütün
eşyada, görecek gözü olanlara sanatını ortaya çıkarmakla hikmetinin hakikatlerini
duyurmuştur. Kullarını, kendini tanıma hususunda rağbete getirmek için Kelam-ı
Kadim'inde azametle şöyle buyurmuştur: (Burada yazılan âyetler, Kur'an'daki tertib
üzerinedir.)

Bismillahirrahmanirrahim
"Hamd, âlemlerin Rabbine Mahsustur." (1/2)¥
"Göklerin ve yerin hükümranlığının Allah'a ait olduğunu bilmez misin? Allah'dan
başka dost ve yardımcınız yoktur." (2/107)
"Allah, kendisinden başka tanrı olmayan, kendisini uyuklama ve uyku tutmayan, diri,
her an yaratıklarını gözetip durandır. Göklerde olan ve yerde ola ancak onundur.
Onun izni olmadan katında şefaat edecek kimdir? Onların işlediklerini ve
işleyeceklerini bilir, dilediğinden başka ilminden hiçbir şey kavrayamazlar.
Hükümdarlığı, gökleri ve yeri kaplamıştır, onların gözetmesi ona ağır gelmez. O,
yücedir, büyüktür." (2/255)
"Şüphesiz gökte ve yerde hiçbir şey Allah'dan gizli kalmaz. Ana rahminde sizi, dilediği
gibi şekillendirir. ondan başka tanrı yoktur. Güçlüdür, hakimdir." (3/5-6)
"Göklerde olanlar da, yerde olanlar da Allah'ındır. İşler Allah'a varacaktır. (3/109)
"Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde akıl
sahiplerine şüphesiz deliller vardır. onlar, ayakta iken, otururlarken, yan yatarlarken
Allah'ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler: "Rabbimiz! Sen bunu boşuna
yaratmadın, sen münezzehsin. Bizi ateşin azabından koru," derler. (3/190-191).
"Göklerde olanlar da, yerde olanlar da Allah'ındır. Allah, her şeyi kuşatır." (4/126)
"Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin hükümdarlığı Allah'ındır. Dönüş onadır."
(5/18)
"Göklerin, yerin ve onlarda olanların hükümdarlığı Allah'ındır. Allah, her şeye
kadirdir." (5/120)
"Göklerin ve yerin Allah'ı, içinizi, dışınızı bilir, kazandıklarınızı da bilir." (6/3)
"Gaybın anahtarları onun katındadır, onları ancak o bilir. Karada ve denizde olanı
bilir. Düşen yaprağı, yerin karanlıklarında olan taneyi, yaşı kuruyu -ki apaçık bir
Kitap'dadır- ancak o bilir." (6/59)
"Göklerde ve yerde olanlar onundur; hepsi ona boyun eğmiştir." (30/26)
"Yakinen bilenlerden olması için İbrahim'e göklerin ve yerin hükümranlığını şöylece
gösterdik." (6/75)
"Doğrusu ben yüzümü, gökleri ve yeri yaratana, doğruya yönelerek çevirdim, ben
puta tapanlardan değilim." (6/79)
"Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan sonra arşa hükmeden, gündüzü -
durmadan kovalayan- gece ile bürüyen, güneşi, ayı, yıldızları, hepsini buyruğuna baş
eğdirerek var eden Allah'dır. Bilin ki, yaratma da, emir de onun hakkıdır. Alemlerin
Rabbi olan Allah yücedir."(7/56)
"Göklerin ve yerin hükümdarlığı elbette Allah'ındır. Dirilten ve öldüren odur.
Allah'dan başka dost ve yardımcınız yoktur." (9/116)

"Yerde ve gökte hiç bir zerre Allah'dan gizli değildir; bundan daha küçüğü veya daha
büyüğü şüphesiz apaçık bir Kitaptadır." (10/61)
"Göklerde ve yerde olana bakın, de" (10/101)
"Göklerde ve yerde olan herşey Rahman'ın kulundan başka bir şey değildir. And
olsun ki ilmi onları kuşatmış ve teker teker saymıştır." (19/93-94)
"Eğer yerle gökte Allah'dan başka tanrılar olsaydı, ikisi de bozulurdu. Arşın Rabbi
olan Allah, onların vasıflandırdıklarından münezzehtir." (21/22)
"Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? İsteseydi onu durdururdu. Sonra
biz, güneşi, ona delil kılıp yavaş yavaş kendimize çekmişizdir." (25/45-46)
"Dağları yerinde donmuş sanırsın, oysa onlar bulutlar gibi geçerler. Bu herşeyi
sağlam tutan Allah'ın işidir. Doğrusu o, yaptıklarınızdan haberdardır." (27/88)
"Rüzgarı gönderip bulutları yürüten, oları gökte dilediği gibi yayan ve kısım kısım
yığan Allah'dır. Artık sen de aralarından yağmurun çıktığını görürsün. Allah'ın
kullarından dilediğine verdiği yağmurla daha önceden kendilerine yağmur
indirilmesinden ümitlerini kesmiş oldukları için onlar seviniverirler. Allah'ın
rahmetinin belirtilerine bir bak; yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor?
Şüphesiz ölüleri o diriltir, her şeye kadirdir." (30/48-50)
"Allah'ın geceyi gündüze, gündüzü geceye kattığını, her biri belirli bir süreye doğru
hareket edecek olan güneşi ve ayı buyruk altında tuttuğunu; Allah'ın yaptıklarınızdan
haberdar olduğunu bilmez misin?" (31/29)
"Gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları altı günde yaratan, sonra arşa
hükmeden Allah'dır. Ondan başka bir dost ve şefaatçiniz yoktur. Düşünmüyor
musunuz?" (32/4)
"Hamd, göklerde olanlar ve yerde bulunanlar kendisinin olan Allah'a mahsustur.
Hamd, ahirette de ona mahsustur. O, hakimdir, her şeyden haberdardır. Yere gireni
ve ondan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilir. o, merhametlidir, mağfiret
sahibidir. Gayb1 bilendir. Göklerde ve yerde zerre kadar olanlar bile onun ilminin
dışında değildir. Bundan daha küçüğü ve daha büyüğü de şüphesiz apaçık
Kitaptadır." (34/1-3)
"Doğrusu zeval bulmasın diye gökleri ve yeri tutan Allah'dır. Eğer onlar zevale
uğrarsa ondan başka, and olsun ki, onları kimse tutamaz. O, şüphesiz halimdir,
bağışlayıcıdır." (35/41)
"Orada hurmalıklar ve üzüm bağları var ederiz, aralarında pınarlar fışkırtırız. Onu ve
elleriyle yaptıklarının ürünlerini yesinler; şükretmezler mi? Yerin yetiştirdiklerinden,
kendilerinden ve daha bilmediklerinden çift çift yaratan Allah münezzehtir. Onlara
bir delil de gecedir: Gündüzü ondan sıyırırız da karanlıkta kalıverirler. Güneş de
yörüngesinde yürüyüp gitmektedir. Bu güçlü ve bilgin olan Allah'ın kanunudur. Ay
için de sonunda kuru bir hurma dalına döneceği konaklar tayin etmişizdir. Aya
erişmek güneşe düşmez. Gece de gündüzü geçemez. Her biri bir yörüngede yürürler.
Onlara da bir delil: Soylarını dolu gemiyle taşımamız ve kendileri için bunun gibi
daha nice binekler yaratmış olmamızdır." (36/34-42)

"Gökleri ve yeri yaratan, kendilerinin benzerini yaratmaya kadir olmaz mı? Elbette
olur; çünkü o, yaratan ve bilendir. Bir şeyi dilediği zaman, onun buyruğu sadece, o
şeye: 'Ol' demektir, hemen olur. Her şeyin hükümranlığı elinde olan ve sizin de
kendisine döneceğiniz Allah yücedir." (36/81-83)
"Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi, güçlüdür, çok bağışlayandır."
(38/66)
"Onlar, Allah'ı gereği gibi değerlendiremediler. Bütün yeryüzü, kıyamet günü onun
avucundadır; gökler onun kudretiyle dürülmüş olacaktır. O, putperestlerin ortak
koştuklarından yüce ve münezzehtir. (39/67)
"Sur'a üflenince, Allah'ın dilediği bir yana, göklerde olanlar, yerde olanlar baygın
düşer. Sonra sura ir daha üflenince, hemen ayağa kalkıp bakışır dururlar. Yeryüzü
Rabbinin nuruyla aydınlanır, kitap açılır, peygamberler ve şehitler getirilir ve onlara
haksızlık yapılmadan, aralarında adaletle hüküm verilir. Her kişiye işlediği ödenir.
Esasen Allah, onların yaptıklarını en iyi bilendir. inkar edenler, bölük bölük
cehenneme sürülür. Oraya vardıklarında kapıları açılır. Bekçileri onlara: "Size,
içinizden, Rabbinizin ayetlerini okuyan ve bugüne kavuşacağınızı ihtar eden
peygamberler gelmedi mi?" derler. "Evet geldi," derler. Lakin azap sözü inkarcıların
aleyhine gerçekleşir. Onlara: "Temelli kalacağınız cehennemin kapılarından girin;
böbürlenenlerin durağı ne kötüdür!" denir. rabblerine karşı gelmekten sakınanlar,
bölük bölük cennete götürülürler. Oraya varıp da kapıları açıldığında, bekçileri
onlara: "Selam size, hoş geldiniz! Temelli olarak buraya girin," derler. Onlar: "Bize
verdiği sözde duran ve bizi bu yere vâris kılan Allah'a hamdolsun. Cenette istediğimiz
yerde oturabiliriz. Yararlı iş işleyenlerin ecri ne güzelmiş!" derler. (39/68-74)
"Sizin içi yeri durak, göğü bina eden, size şekil verip de şeklinizi güzel yapan, sizi
temiz şeylerle rızıklandıran Allah'dır. İşte Rabbiniz olan Alah budur. Alemlerin Rabbi
Allah ne yücedir." (40/64)
"Dikkat edin; onlar Rabblerine kavuşmaktan şüphededirler; dikkat edin, Allah
şüphesiz her şeyi bilgisiyle kuşatandır." (41/54)
"Göklerin ve yerin yaratanı, size içinizden eşler, çift çift hayvanlar var etmiştir. Bu
suretle çoğalmanızı ağlamıştır. Onun benzeri hiçbir şey yoktur. O, işitendir,
görendir." (42/11)
"Gökte de tanrı, yerde de tanrı odur. Hakim olan, her şeyi bilen odur. Göklerin, yerin
ve ikisi arasında bulunanların hükümranlığı kendisinin olan Allah ne
yücedir! Kıyamet saatini bilmek ona aittir. Ona döneceksiniz." (43/84-85)
"Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları oyun olsun diye yaratmadık. Biz
onları, ancak ve ancak gerektiği gibi yarattık. Ama insanların çoğu bilmezler."
(44/38-39)
"Övülmek, göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.
Göklerde ve yerde azamet onundur. O, güçlüdür, hakimdir." (45/36-37)
"Göklerde olanları, yerde olanları, hepsini sizin buyruğunuz altına vermiştir. Doğrusu
bunlarda düşünenler için dersler vardır." (45/13)

"Göklerdeki ve yerdeki ordular Allah'ın. Allah, bilendir, hakimdir." (48/4)
"Göklerin ve yerin hükümralığı Allah'ındır. O, dilediğini bağışlar, dilediğine azap
eder. Allah bağışlayıcıdır, merhamet sahibidir." (48/14)
"Göklerde ve yerde olan kimseler, her şeyi ondan isterler; o, her an kainatı tasarruf
etmektedir. Öyleyse Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?" (55/29-30)
"Yeryüzünde bulunan her şey fanidir, ancak yüce ve cömert olan Allah'ın varlığı
bakidir." (55/29-30)
"Göklerde ve yerde olanlar Allah'ı tesbih ederler. O, güçlüdür, hakimdir. Göklerin ve
yerin hükümranlığı onundur; diriltir, öldürür. O, her şeye kadidir. O, her şeyden
öncedir, kendisinden sonra hiç bir şeyin kalmayacağı sondur; varlığı âşikardır; gerçek
mahiyeti insan için gizlidir. O, her şeyi bilir. Gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra
arşa hükmeden, yere gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilen
odur.Nerede olursanız olun, o sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görür. Göklerin
ve yerin hükümranlığı onundur. Bütün işler Allah'a döndürülür. Geceyi gündüze
katar, gündüzü geceye katar; o, kalblerde olanı bilendir." (57/1-6)
"Göklerde olanları da, yerde olanları da Allah'ın bildiğini bilmez misin? Üç kişinin
gizli bulunduğu yerde dördüncü mutlaka odur; bunlardan az veya çok, ne olursa
olsunlar, nerede bulunurlarsa bulunsunlar, mutlaka onlarla beraberdir. Sonra
kıyamet günü, işlediklerini onlara haber verir. Doğrusu Allah, her şeyi bilendir."
(58/7)
"Göklerde olanlar da, yerde olanlar da Allah'ı tesbih ederler. Hükümdarlık onundur,
övülmek ona mahsustur. O, her şeye kadirdir." (64/1)
"Gökleri ve eri gerektiği gibi yaratmıştır. Size şekil vermiş ve şeklinizi güzel yapmıştır.
Dönüş onadır. Göklerde ve yerde olanları bilir; gizlediklerinizi de açığa vurduklarınızı
da bilir; Allah, kalblerde olanı bilendir." (64/3-4)
"Yedi göğü ve yerden bir o kadarını yaratan Allah'dır. Allah'ın her şeye kadir
olduğunu ve ilminin her şeyi kuşattığını bilmeniz için Allah'ın buyruğu bunar
arasında iner durur." (65/12)
"Hükümdarlık elinde olan Allah yücedir ve her şeye kadirdir. Hanginizin daha iyi iş
işlediğini belirtmek için ölümü ve dirimi yaratan odur. O, güçlüdür, bağışlayıcıdır.
Gökleri yedi kat üzere yaratan odur. Rahman'ın bu yaratmasında düzensizlik
bulamazsın. Gözünü bir çevir bak, bir aksaklık görebilir misin." (67/1-3)
"And olsun ki yakın göğü şıklarla donattık, onlarla şeytanların taşlanmasını sağladık
ve şeytanlara çılgın alev azabı hazırladık." (67/5)
"Sizi yerde yaratıp yayan odur ve onun huzurunda toplanacaksınız." (67/24)
"Allah'ın göğü yedi kat üzerine nasıl yarattığını görmez misiniz? Aralarında aya
aydınlık vermiş, güneşin ışık saçmasını sağlamıştır. Allah sizi yerden bitirir gibi
yetiştirmiştir. Sonra sizi oraya döndürür ve yine oradan çıkarır. Yeryüzünde
dolaşabilmeniz, orada yollardan ve geniş geçitlerden geçebilmeniz için onu size yayan
odur." (71/15-20)

İkinci Madde
Alemin yaratılış düzenini özet olarak bildirir.
Ey aziz, malum olsun ki, müfessirler ve muhaddisler ittifak etmişlerdir ki; Allah Teala
Hazretleri, birlik mertebesinde gizli bir hazineyken, tanınmayı ve bilinmeyi istemesi
ve sevmesiyle, ruhlar ve cesetler âlemini yaratıp, kendi rahmetinin güzelliğini, celal ve
azametini, bağış ve nimetini, sanatının çeşitliliğini ve hikmetinin sırlarını göstermeyi
diledikte; bütün yaratıklarından önce yokluğun sırrından pırıl pırıl yeşil cevheri
vücuda getirmiştir. Bazı rivayetlere göre, kendi nurundan oldukça hoş ve büyük bir
cevher var edip, ondan kâinatın tümünü derece derece ve düzenli biçimde ortaya
çıkarmıştır. Buna, ilk cevher, nur-u Muhammedî, Cevh-i mahfuz, akl-ı kül, izafî ruh
diye adlandırırlar ki, bütün ruhların ve cesetlerin başlangıcı ve kaynağı bu cevherdir.
Çünkü Hak Teala muhabbetle o cevhere bir bakmıştır; o anda cevher, utancından
eriyip su gibi akmıştır, halis özü üstüne çıkmıştır. O özden ilk olarak küllî nefsi
yaratmıştır. Sonra meleklerin ruhlarını, bitkilerin ruhlarını, tabiatların ruhlarını
sırasıyla yaratmıştır. Bu ruhlar için mertebelerine göre belirli makamlar tayin edip,
her sınıf kendi belli makamlarına gitmiştir. Her ruh, kendi cinsini bulup, topluluklar
oluşturmuş ve her topluluk makamında kalmıştır. Ruhlar ve melekler âlemi, bu
ondört çeşit ruhla tamam olmuştur. Bu âlemin en yüksek, en saf ve en güzel olanını
gayb âlemi, lâhut âlemi, ceberut âlemi diye adlandırırlar. Ortasına, ruhlar âlemi,
mânâlar âlemi, emirler âlemi, derler. Alt kısmına, en kesif ve cisimlere yakın olan
kısmına mücerret âlemi, berzah âlemi, misal âlemi derler.
Melekler ve ruhlar âleminin yaratılmasından ikibin yıl sonra Hak Teala'nın ezeli
iradesi diledi ki, nam ve şanını ortaya çıkarmak için cisimler âlemini yarattı. Bunun
üzerine ilk cevhere muhabbetle bir daha bakmıştır. Onun yüzü suyu, utancından
harekete gelip dalgaları yükselmişti r ve cevherin yüce özünden arş-ı âzam vücuda
gelmiştir. Öteki özlerinden kürsü, cennet, cehennem, yedi gök, dört unsur vücuda
gelip şekillenmiştir. Arş-1 âlâdan esfel-i sâfiline dek bu sûret âlemi, bu tertip üzere
düzen bulup, onbeş çeşit cisimle mülk âleminin ortaya konuşu tamam olmuştur. Bu
âlemin üst tabakasına ulvî âlem, beka âlemi, ahiret âlemi derler; orta tabakasına orta
âlem, gök cisimleri âlemi, felekler âlemi, gökle âlemi derler; alt tabakasına süfli âlem,
cisimler âlemi, unsurlar âlemi, oluş ve bozuluşlar âlemi, dünya âlemi derler. Ruhlar
ve melekler âlemindekilerle mülk âlemindekilerin toplamı yani ruhların çeşitleri ile
basit cisimlerin sınıflarının hepsi, harfler misali yirmi dokuzda tamam olmuştur. Her
iki âlemin varlıklarının birleşmesinden üç kısım bileşik cisim vücuda gelmiştir:
Madenler, bitkiler ve hayvanlar. Tıpkı hece harflerinden isim, fiil ve harflerin vücuda
gelip, insanların lisanı olduğu gibi, her iki âlemdekilerden de üç bileşim ortaya çıkıp,
onlardan cihan kitabı sonsuz mânâlar kazanmıştır. Şu halde ibret gözüyle âleme
bakan ârifler, her nesnede nice hikmetler görmüşlerdir ve Allah dostları, Allah'ın yüce
sanatının sırlarını anlayarak, birer harf olan eşyadan mânâya ulaşıp, Hak'kın
huzuruna ermişlerdir.
Rubai

Alem ki tamam nüsha-i hikmettir
Mânâsını fehm eyleyene cennettir
Mahrum-u şuhûd olanların çeşminde
Zinda-ı belâ çah ve gam-1 mihnettir.
Üçüncü Madde
Arş-1 âzamı ve muhterem taşıyıcılarının keyfiyetini bildirir.
Ey aziz, malum olsun ki, müfessirler ve muhaddisler, söz birliği ile demişlerdir ki;
Hak Taâlâ, âlemin tamamını bir anda yaratmaya kâdirken altı günde yaratması, yani
pazar gününden başlayıp âlemde bulunanları cuma gününde tamam eylemesi,
kullarına her işte sabır ve ihtiyatı öğretmek ve anlatmak içindir. Nitekim
buyurmuşlardır ki: "And olsun ki gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları altı
günde yarattık ve biz bir yorgunluk da duymadık." (51/38). Hak Teala kudretiyle,
yeşil cevherin yüksek özünden arş-ı âzâmı yaratmıştır ki, onun nurunun büyüklüğü
anlatılamaz. Bunun etrafı kırmızı yakut olup, bütün yaratıkların sıfat ve sûretleri
burada nakşo
kıblesi kılınmıştır. Nitekim yeryüzünde Kâbe, yerdekilerin kıblesi kılınmıştır. Arş-ı
âzamın yetmiş bin lisanı vardır ki, her bir lisanı başka bir lügatla Hak Taala'ya tesbih
eder, zikredicidir. Arş-1 âzamın dört sütunu vardır ki, her biri yerin derinliklerine
ulaşır. Arş-ı âzam su üzerinde, su rüzgâr üzerindeyken Hak Taala dört büyük melek
yaratmıştır; halen arşı taşıyanlar onlardır. Kıyamet gününde başka dört büyük melek
yaratsa gerektir ve arşın taşıyıcılarıo gü sekiz olsa gerektir. Arşın taşıyıcılarının her
birinin dört yüzü vardır ki; bir yüz insan sûretinde tasvir olunmuştur. Her bir yüz,
yeryüzünde kendi benzeri olan yaratıklar için Allah'dan rızık istemektedir. Arşın
taşıyıcıları daima ayakta durup, arş-1 âzamı boyunları üzerinde yüklenmişlerdir.
ayakları ise yedi kat yerden aşağıdadır. Allah'a yakın meleklerin hepsinden, Allah
katında daha muhterem olan arşın taşıyıcılarıdır. Bu meleklerin birinin adı israfil'dir
ki, arşın bir ayağı onun boynu üzerinde sapasağlamdır. Hak Taala'ın katında
hepsinden daha aziz ve kerim olan odur. Sûrun sahibi odur ki, kıyamete dek Levh-i
Mahfuza bakar. Sûra üflemek için hazır durur. Levh-i Mahfuzdan, Cebrail, Mikail ve
Azrail aleyhisselamların işlerini, durumlarını ve amellerini açıklamakta, haber
vermekte ve kendilerine ulaştırmakta mahirdir. Arşın taşıyıcılarından her birinin dört
kanadı vardır ki, dört yöne yayılmışlardır. Arşın taşıyıcılarının yarısı kar, yarısı ateştir
ki, biribirlerini söndürmeyip, yıldız böceği gibi biribiriyle kaynaşmışlardır. Arşın
taşıyıcılarının cüsseleri öyle büyüktür ki, kulak memeleriyle boyunları arası kuş
uçuşuyla yediyüz yıllık mesafedir. Arşın taşıyıcılarına "büyük melekler" adı da
verilmiştir. Arşın taşıyıcılarının kelimeleri, sürekli tesbih olup, şu sözler lisanlarının
virdi kılınmıştır: "Sübhane zi'l' mülki ve'l-melekut. Sübhane zi'l-arşi ve'l-izzeti ve'l-
azameti ve'l-heybeti ve'l-kudreti ve'l-kibriyai ve'l-ceberuti Sübhane'l-meliki'l-mabudi
Sübhane'l-melikil-mevcudi Sübhane'l-meliki'l-hayyi'llezi
sübbuhun kuddûsün Rabbünâ ve Rabbü'l-melaiketi ve'r-ruh."
uş,
smedilmiştir. Göklerin üstünde Rahman'ın arşı, meleklerin
yenâmü ve lâ yemutü

Dördüncü Madde
Arş-ı âzamın çevresinde olan nehirleri ve melekleri bildirir.
Ey aziz, malum olsun ki, müfessirler ve muhaddisler tam bir ittifakla demişlerdir ki:
Hak Taala, arş-1 âzamın çevresinde sekiz nehir yaratmıştır ki, dördü kardan beyaz ve
soğuk, dördü baldan tatlı ve temizdir. Bu sekiz nehir, sürekli akarak, arş-1 âzamı tavaf
ederler. Hak Taala, orada Harkail namında bir melek yaratmıştır ki, bütün eşyanın
sırlarına yetmiştir. O melek, arşa gitmek isteyip, Hak Taaladan destur isteyerek arşı
tavafa gitmiştir. Üç bin sene boyunca, sekizbin kanadıyla uçmuş ve bitkin düşmüştür.
Hak Taala ona kuvvet verip, tekrar uçmasını murat etmiştir. Üç bin yıl daha arşın
çevresinde gitmiştir ve acze düşmüştür. Hak Taala ona tekrar kuvvet ve kudret vermiş
ve uçmayı emretmiştir. Üç bin yıl kadar yine gitmiştir ve tekrar acze düşüp görmüştür
ki, dokuzbin senede ancak arşın bir ayağından ötekine yetmiştir. O, hayretteyken,
Hak'dan şöyle nida gelmiştir: "Ey Harkail! Eğer kıyamete dek uçsan, arşımı
tamamıyle tavaf edemezsin."
Sekiz nehrin gerisinde arş-ı âzamın çevresinde bin perde nurdan, bin perde
karanlıktan yaratılmıştır; ta ki, arşın nurunt
melekler yanmasınlar, iye onları perdelemiştir. Bu perdelerin arasında yetmişbin
melek yaratılmıştır; arşı kuşatan Rahman'a sürekli tesbih ederler. Arşı tavaf için
çevresinde giderler ve günde iki defa arşı yüklenenlere selam verirler. Bunlara "saf
tutan melekler" derler. Bunların arasında da yetmişbin saf melek yaratılmıştır.
Bunlar ebedî ayakta durup: "Sübhanallahü ve'l-hamdü lillahi ve lâ ilâhe illallahü
ve'llahü ekber. Ve lâ havle ve lâ kuvvee illâ billahi'l-aliyyi'l-azim."2
şiddetinden çevresinde bulunan
Bu safların gerisinde bir büyük yılan vardır ki, arş-ı âzamı kuşatır. Yılan, başını
kuyruğu üzerine koymuştur. Başı beyaz inciden, vücudu sarı altından, gözleri kırmızı
yakuttan yaratılmıştır. Onun yüz bin kanadı vardır ki, kanatlarının her saçağının
yanında bir melek tesbih eder bulunmuştur. O sarı yılanın tesbihinin sadasından
melekleri titreme alır. Zira, bu, bütün meleklerin tesbihinin sadasına galip gelmiştir.
ağzını açtıkça, gökleri ve yeri bir lokma etmesi mümkündür. Eğer o büyük yılan
tesbihinde taltif ile ilham olunsaydı, onun sadasının mehabetinden bütün yaratıklar
helak olurlardı.
Hak Taala, melekleri, değişik nurlardan ve çeşitli tavırlardan yaratmıştır. Arşa yakın
olan meleklerin nurları şiddetli ve belirgindir. Arş meleklerinin nurlarına, sidre
melekleri tahammül edemezler. Sidre meleklerinin nurlarına, göklerin ve yerin
melekleri tahammül edemeyip, yanarlar. Bütün melekler, Hak'kın emirlerine göre
amel ederler. Onar, insanlar gibi Hak Taala'ya âsi olmazlar. Gıdaları tesbihtir:
Yemezler, içmezler, uyumazlar ve cinsi münasebette bulunmazlar. Çoğu insan
suretinde olup, kanatları kuş kanatlarına benzer. Cisimleri latif olduğundan çeşitli
suretlerde teşekkül ederler. Hak'kın emri ile hizmette göz kamaştıran şimşek gibi
giderler. Her biri bir hizmettedir. Kimi, arşın çevresinde tesbih ve tavaf eder, kimi
kürsüde, kimi sidrede, kimi cennette, kimi cehennemde, kimi gökte, kimi yerde, kimi

ayakta, kimi kuutta, kimi rükuda, kimi secdede; sürekli tesbih ederler. Kimi,
insanların hizmetine vekildir; gece-gündüz onları koruyup, amellerini yazarlar.
Bunlara "Kiramenkatibin" ve "hafaza/koruyucu" derler. Meleklerin de kendilerinden
peygamberleri vardır. Biri İsrafil aleyhisselamdır ki, sureti yukarıda anlatılmıştır. Biri
Cebrail aleyhisselamdır ki, altıyüz kanadı vardır, her kanadının yüz saçağı vardır. Her
saçağının uzunluğu doğu ile batı arası kadardır. Bütün kanatları değişik renkte
nurlardandır. Büyük cüssesi kardan beyazdır. Ayakları yerin altındadır ve öyle
kuvvetlidir ki bir saçağıyla dağları unufak eyler. O, Hak Taala'dan yeryüzündeki
peygamberlere selam ve kelam getirmeye vekildir. Şekil ve azamette İsrafil
aleyhisselam gibidir. Biri Mikail aleyhisselamdır. kanatlarının sayısını ancak Hak
Taala bilir. O, denizdeki meleklerin vekilidir. Çünkü gökler ve yer meleklerle doludur.
Her biri, yağmur yağdırmak gibi nica hizmetlere memurdur. Yağmur tanelerinin her
birini bir melek indirir, kıyamete dek de bir daha ona nöbet gelmez. Her yere inen
yağmur, Mikail aleyhisselamın reyi ve tedbiriyledir. Zira bu görev ona verilmiştir. O
da, cüssece Cebrail aleyhisselam gibidir. Peygamberlerden biri de Azrail
aleyhisselamdır. 0, can almaya vekildir. Bütün ruhları kabzeden odur. Bütün
yeryüzü, onun huzurunda bir sofra misalidir. Rahmet ve gazap meleklerinden nice
yüzbin ordusu vardır. Şekil ve büyüklükte, kanatlarının çokluğunda Mikail
aleyhisselam gibidir. Hazreti İsrafil, Cebrail, Mikail ve Azrail (selam onlara olsun)
dördü de bütün meleklerin reisi ve peygamberidirler ki; göklerde ve yerde olan
meleklerin hepsi bunların emrine itaatkâr ve boyun eğmiş durumdadır.
Beşinci Madde
Arş-ı azamın altında olan kürsü, levh-i mahfuz, kalem, sidretülmünteha,
tuba ağacı, İsrafil'in uru ve ruhların berzahını bildirir.
Ey aziz, malim olsun ki, müfessirler ve muhaddisler ittifak etmişlerdir ki: Hak Taala
arş-ı azamın nurundan ve onun altında, kırmızı yakut renginde arşın ayağına bitişik
dört sütun üzerinde bir büyük kürsü yaratmıştır. Onun sütunları yerin derinliklerine
erişmiştir. Gökler, yerler ve kaf dağı kürsünün boşluğunda, çölde bir sofra misalidir.
Ama u tür benzetmelerden muart, miktarları sınırlamak değildir, büyüklüklerini
anlatmaktır. Çünkü onların miktarlarını ancak onları var eden âlemin yaratıcısı bilir.
Arştan murat, taht mülküdür, kürsüden murat da Allah'ın ilmidir, diye itikat edenler,
hata etmişlerdir; âyet ve hadislere muhalif gitmişlerdir.
Hak Taala, arş-ı azamın altında, onun nurundan yeşil bir zebercet renginde büyük ve
yeşil bir levha yaratmıştır. Etrafını kırmızı yakut renginde yer etmiştir. Zümrüt
renginde bir yeşil kalem yaratmıştır ki, uzunluğu yüz yıllık mesafe gitmiştir. Onun
içinde mürekkebi beyaz nur çıkardı. Çünkü Hak Taala, ona: "Ey kalem yaz!" diye nida
kılmıştır. O an, bu heybetten kalem, istıraba gelmiştir ve gök gürültüsü sadası gibi bir
sada ile tesbih edip, Hak'kın yürütmesiyle levh-i mahfuz üzerinde yürümüştür ve
kıyamete dek hep olup olacakları yazmıştır. Levh-i mahfu yazıyla dolmuştur. Ondan
sonra 5akan aktı kalem kurudu) tabirince, kalem kuruyup kalmıştır. iyi olan iyi, kötü
olan kötü olmuştur. Lakin Hak taala, her gece ve gündüzde levh-i mahfuza...





Yorum Gönder (0)
Daha yeni Daha eski